Sosyal medyadan birkaç cümle bela, lanet okuma ile içimdeki öfkeyi boşaltamayacağıma karar verip, uzun bir aradan sonra ilk kez yazmak istedim.
Beni tanıyan, takip edenlerin çok iyi bildiği gibi çocuklara, yetişkin olmuş ama içindeki çocuklar yaralı olanlara her zaman özel bir duyarlılığım olmuştur.
Yıllar önce Yeniden Doğuş isimli bir kampta, bir grup olarak hepimiz enerji seviyesinde çocukluğumuza geri dönmüş, tam olarak 7 yaştan doğuma kadar her yaş için belli başlı travmalarımızı yeniden yaşamıştık. Sevgi ile yatıştırmıştık o çocukları.
Deneyim hakkında detay vermek değil amacım ancak çok etkilendiğim birkaç olayı paylaşmak isterim. Gruptan biri, komşusu ona başka bir isimle hitap ettiği için, bir diğeri annesi kızı olmasını çok istediği için erkek çocuğunun saçını uzatması, kız giysileri giydirmesi; bir diğeri annesinin karanlıkta sokağa atma cezasının yaşattığı acıları, korkuları gözyaşları ile bizzat yaşadılar. Kendi adıma ise en çok etkilendiğim annemin doğum öncesi yaşadığı korkuyu bir cenin olarak hissetmemdi. Annesi 19 yaşında ölmüştü ve kendisi 19 yaşında beni doğururken hissettiği yalnızlığı, korkuyu aynen deneyimlemiştim.
Buradan özetlenince inanılmaz görülse de yetişkin bir bireyin huzuru, mutluluğu ve başarısının temelinin cenin haline bile gelmeden içine doğduğu aile, toplum, kültür tarafından belirlendiğinin bizzat kanıtı idi benim için. Bu kamptaki farkındalığım sonrası çocuk konusu özel ilgi alanıma girdi diyebilirim.
Sağlık ve güvenlik gibi temel insan hakları, çocuk hakları, çocuk istismar ve tacizlerine karşı çeşitli organizasyonlara destek kapsamında pek çok yazı, konuşma, seminer, duruşmada mağdurlara destek gibi faaliyetlerde bulunmama rağmen her zaman daha fazlasını yapmamız gerektiği hissi ile doldum, taştım.
Kol Kırılır Yen İçinde mi Kalmalı?
Aile içi fiziksel, duygusal her türlü şiddet, taciz, cinsel istismarlar gösteriyor ki biz çocuğu bu durumlarda en önce ailesinden ve yakın çevresinden korumak zorundayız. Pedofili, ensest gibi olaylar daima en yakın çevrede gerçekleşir, ne yazık ki “kol kırılır yen içinde kalır “ ve çok istisnai durumlarda topluma yansır.
Aile ekonomik, duygusal, zihinsel olarak bir çocuğa hazır olmadan onun dünyaya doğmasına neden olmuşsa buradan başlıyor sorunumuz.
İnsan olma bir yolculuk. Bizi diğer canlılardan ayıran erdem, etik, ahlak, sorumluluk, saygı benzeri değer sistemleri ile yeme, içme, barınma, çoğalma gibi en alt seviyede hayatta kalma güdülerinden kendimizi gerçekleştirmeye doğru yol almamız gerekiyor.
Bir hayvan topluluğunu ensest, taciz, istismar ile suçlamak, bebeklerine kötü davrandıkları için onları kınamak, ayıplamak, cezalandırmak söz konusu olmaz. Temel varoluşlarına uygun olarak biyolojik potansiyellerini gerçekleştiriyorlar sadece.
Ancak biz aile içinde sevgisiz, bakımsız, ilgisiz yaşayan, büyüyen çocuklar için tüm toplum, insanlık olarak sorumluluk duymak zorundayız.
Çocukları anne ve babalarından korumak zorunda olduğumuz şartlardan söz ediyorum.
Komşular, öğretmenler, sağlık profesyonelleri, sosyal hizmetlerden sorumlu olanlar, psikologlar, psikiyatrlar, Sivil Toplum Kuruluşları ve Devlet tüm birimleri ile hepimiz son derece tetikte olmalıyız.
Güvenlik kültüründe esas olan, tehlike ve tehditleri tanımak, öngörmek ve mümkünse ortadan kaldırmak, mümkün değilse de en az zarar ile riskleri yönetmektir.
Bu yazıyı 6 yaşında bir çocuğu cinsel istismar eden bir aile ve çevresi üzerine öfke ile yazsam da bunun münferit yaşanan bir olay olmadığının hepimiz bilincindeyiz.
Sorunları ve kökenlerini tespit etmek de ne kadar başarılı olsak da esas olan önleme ve iyileşmedeki top yekûn gayretimiz, çalışmalarımız olmalıdır.
Ben Ne Yapabilirim (ki)?
İnsan olma yolculuğumuzda ilerlememizin, bilinç seviyemize yansıyan sorunlara karşı yaklaşımımız olduğuna inanmaktayım.
İnsan doğası kendi yapabileceklerini küçümseme ve diğerlerinin gücünü abartma eğilimindedir. Genellikle sorunu sadece yetkili otoritelere ileterek, sosyal medyadan birkaç sitem, lanet, hatta küfretme ile vicdanımızı rahatlatma ile hayatlarımıza devam etme yolunu seçiyoruz.
Yukarıdaki soruda parantez içindeki eki kaldırıp, “ ben ne yapabilirim?” diye her daim sorarak işe koyulmamız iç huzurumuz için de en ideal çözüm gibi görünüyor.
Taciz, istismar ile bedeni ve ruhu yıpranmış bireyleri cinsiyet ayırımı yapmadan, damgalama, etiketlemeden kaçınarak yola çıkabiliriz.
Çevremize dikkat ederek istismar edilen (iyi beslenemeyen, bakım alamayan, fiziksel, duygusal şiddet gören, çalıştırılan, eğitim hakkı elinden alınan vb.) çocuklardan haberdar olmalı ve hızla çözüm için gerekli eylemlere geçebilmeliyiz. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, İl Müdürlüklerine gerekli ihbarları ve takibini yapmalıyız. Bu konularda çalışmalarını değerlendirip Sivil Toplum Kuruluşlarına gönüllü olarak katılıp kendi yeteneklerimiz ölçüsünde desteklerimizi verebiliriz.
Tüm dünya çocuklarına, hiçbir din, kültür, gelenek ile yapılan kötülükleri meşrulaştırmalarına izin vermeden, güçlü, kararlı yöntemlerle hep birlikte sahip çıkmalı; Ruhlarında, bedenlerinde açılan yaraları sarmak için hepimize çok büyük görevler düştüğünü her daim hatırlamalıyız.
Dr. Deniz ÖNER
Webunya başka bir dünya
