Şehirlerinde dili vardır. Şehirlerde özler karın yağmasını. Çocuklar gibi şehirlerde bekler karın kendini beyaz örtü ile örtmesini. Sorun bakalım çocuk üşümüş mü! Siz çocukların eldivenlerini üşüdüğü için mi taktığını zannediyorsunuz? Annesi üzülmesin diye takar çocuklar eldivenlerini. Kıpkırmızı olmuş yanakları sanmayın ki soğuktan, o sadece heyecandan. “Allah çocuklar üşümesin diye yağdırıyor karı. Isıtmasaydı ağzımızdan duman çıkar mıydı! Kim bilir kaç kez döndü hayal kırıklığı ile pencereden. O büyülü cümleyi söylemek için. Gökyüzünden görünen haberi “Kar yağmış” diyerek haykırmak için kaç kez daha gitmesi gerekti pencereye…
Kar yağmış yorgun şehirlere… Varsın tıkansın yollar, çıkamasın arabalar. Hızla akan zaman dursun birden. Fark etsin insan durduğu yerde ki ağacı. Baksın nasıl yuva yapmış yavrularını ısıtmak için kuşlar…
Kar yağmış yorgun şehirlere. Ne duruyor şairler, ressamlar; alsınlar kalemleri, fırçalarını. Çizsinler yazsınlar kainata düşen her zerreyi… Anlatsın haydi Ahmet Hamdi Tanpınar kendine nasıl rastladığını: “Üç yaşımda iken bir gün kendime rastladım. Çok karlı bir gündü. Ben sıcak ve buğulu bir camdan karla örtülü bayıra bakıyordum. Sonra birdenbire kar tekrar yağmaya başladı. Bir çeşit çok lezzetli hayranlık içinde kalmıştım. Bu ânı her karlı günde hatırlar ve yağışı beklerim.”
Kar yağmış yorgun şehirlere… Kar aşktır aynı zamanda. Erime noktasıyla donma noktası aynıdır çünkü. Aynı ısı derecesinde donar su, aynı ısı derecesinde erimeye başlar buz. Kar ağır ağır yağmasaydı bu kadar büyüleyemezdi bizi. Ağır ağır inşa edilen her şey gibi şaşırtmazdı son tuğlayı koyduğunda. Paltolarına ve atkılarına sarınmış adamların soğukluğu üşütüyor bizleri. Karın soğuk olduğu büyüklerin söylediği koca bir bir yalan. Kar tutacak kadar yağacak mı acaba?…
Kar yağmış yorgun şehirlere…Varsın yağsın, kar yağarken bizde alıp sahlebimizi Harper Lee’nin Bülbülü Öldürmek romanını karıştıralım. Karıştıralım karıştırmasına da kara uygun bir cümle arayalım satırlarda. İşte bu ! Bakın şu satırların güzelliğine.
“Arkamdaki lapalaşmış ayak izlerine baktım. Jem, eğer biraz daha yağmasını beklersek kardan adam yapacak kadar kar biriktirebileceğimizi söyledi. Dilimi çıkarıp irice bir kar tanesi yakaladım. Yakıcıydı.
Jem, bu sıcak!
Hayır değil, o kadar soğuk ki yakıyor. Yeme onları Scout, ziyan ediyorsun. Bırak yağsın.”
Kar yağmış yorgun şehirlere… “Bırakın yağsın kar. Örtülecek o kadar çok şey var ki! Bırakın yağsın kar. Açılacak o kadar çok şey! Dışarda kar yağıyor. Bütün hesapları bırakıp pencereye koş! Pencerenin arkasında yalnız ağır ağır yağan karı değil, ağır ağır beliren yüzünüzü de göreceksin…”
Webunya başka bir dünya
