“Aşk öyle bir büyü ki
Öyle bir büyü ki anlayamazsın
Göze alsan olmaz, aşka gönül doymaz
Seven kalbi istesen de susturamazsın”
Fonda Deniz Seki çalıyor. Işıkları kapattım. Şehri dinliyorum. Biraz üst katlarda olmanın şansı ile adaları ve karşı kıyılardaki ışıkları görüyorum.
Aşk, öyle bir büyü ki…… Gerçekten Aşk bir büyü mü? Yoksa vicdan azabı mı? Ya da ikisinin arasında gidip gelen bir dalgalanma mı?
Telefon konuşmamızdan sonra oturup bu konuyu düşünmeye başladım. Acaba ne hissediyorum? Hissettiğim tam olarak neydi? Tam anlamıyla karmakarışıktı. Bazen bildiğimiz şeyleri bilmezden geliriz, görmezden geliriz. İşte o andayım…
“Tam ortasındayım yağmurun
Karın soğuğun ortasındayım
Nasıl da paylaşıyor insan isterse
Nasıl da birmiş meğer hasretler
Nasıl da mecburmuşuz
Sabretmeye, sevmeye, öğrenmeye”
Mazhar Alanson’un sakin sesi ile kahvemi yudumluyorum. Uykum kaçtı…
Pencerenin önüne yere oturdum. Fırsattan istifade kedim hemen kucağımda. Birlikte dışarıyı izliyoruz. Sanki birşeyler düşündüğümü anlamış gibi dizime kafasını koyup yattı.
Hayatımda neler değiştirdim? Bir çok şey değişti. Ben değiştim, yaşadığım yer değişti. Daha cesurum artık. Bir çok şeyi değiştirebilme gücünü bulmuştum kendimde. Ama…. İşte o kocaman bir ama….
Hayıflandım… Keşke dedim.. Keşke dilimden dökülseydi o kelimeler…. Sonra kendi kendime bile sustum. Bir süre dışarıyı izledim. Dedim ki ya sonra?
Evet. Korkmuştum. Çünkü hep var olsun istiyordum. Ne olabilir ki? İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli şey duygular. Bu kötü bir şey değil ki?….
Sabah 03:48 oldu. Ben hala ayaktayım. Uyumam lazım.
Çocukken derlerdi ya: “Uyu geçer”
Uyumadım; geçmesin diye…. Uyumadım; gitmesin diye…
Uyumadım….
Webunya başka bir dünya
