Yetişkin kelime anlamı “Bedensel, ruhsal ve duygusal bakımdan olgunluğa erişmiş olan kimse” ve kökeni ise yetmek den geliyor. Yani “Yakalamak, gücü yetmek, yeter olmak”.
Gerçekte böyle mi peki?
Bugün yeterli sağlık, eğitim, insanca yaşama şartlarına sahip olmayan; yetişkinlerin hazırladığı savaş, terör, şiddet ortamında çaresizce savrulan küçücük bedenler için ebeveynleri YETİYOR MU? Çok soru sorduğumun farkındayım. Cevabını birlikte arayalım çağrısı bu.
ÇOCUĞA VERECEK NEYİN VAR?
Bütün çocukların sözlük anlamında olduğu gibi “bedensel, ruhsal duygusal, zihinsel bakımdan olgunlaşmış” yetişkinlerin olduğu ailelere doğup orada yetişkinliğe hazırlandığını söyleyebilir miyiz?
Sokaklarda sahipsiz, üstü başı perişan, eğitim, sağlık ve insan/çocuk haklarından habersiz yaşayan, acıma hissi ile birkaç kuruş yardım ettiğimiz, ya da kızarak kovaladığımız, otobanlarda yalınayak oyun oynayan, dilenen, korkutan, bazen çalan çocuklardan söz ediyorum.
Bu kendi eğlencesinin YAN ÜRÜNÜ olarak çocuk “sahibi olan” ve sorumluluğunu topluma bırakan ve zaten YET-MEK gibi bir derdin farkında bile olmayan ana-babalardan oluşan grup.
Bir başka yetişkin grubu daha var:
“Çocuk da yaparım kariyer “de diyen, ya da çocuk için kendini ifade etme, potansiyelini gerçekleştirme ve maddi olarak bağımsızlığını sağlayan çalışma hayatını bırakmak zorunda kalan anneler.
Her iki grup da öfke duyuyor içten içe; Yetişemediği için kinleniyor. O artık bir yetiş-KİN. Çocukla gelen maddi ve manevi sorumluluk ağır geliyor. Kendini asla yeterli görmüyor. Çalışma hayatı ya da ev hayatında hayalindeki mükemmel dengeye ulaşamadığı için kızgın. Kızdığı için de suçluluk duyuyor üstelik.
Kendini adadığı annelik misyonu için yüksek beklentiler içine girip, kariyerini çocuk yetiştirmekte yapmak istiyor ama bu durum hem anne hem çocuk için çok ağır bir yük haline geliyor bir süre sonra.
Çocuk için feda edilen kimlik yerine “fedakâr ANNE kimliği” geliyor. Çocuktan bunun karşılığı olarak başarılar, davranışlar beklenmeye başlıyor. O çocuk sınıfının birincisi, yaptığı her sporun şampiyonu, çaldığı her enstrümanın virtüözü, komşuların takdirini kazanan cici bir çocuk vs. her şey olmak konusunda zorlanmaya başlıyor. Bebeklikten itibaren sadece ona söyleneni yapması istenen, itaat eden bir genç insan yaratılmak isteniyor.
Sonuçta kendinin ne istediğini bilemeyen bir genç insan ve hayal kırıklığı ile dolu bir aile kalıyor elimizde. Genç insanın bütün yaşamı aileye kendini ispat edip, takdir, sevgi ve onaylarını almak veya onlara kızıp tepkisel olarak tam tersine davranışlar içine girmek. Evi terk etmek, çeşitli bağımlılıklar vs. gibi.
HER ÇOCUK ANNESİNE ANNE OLMAYI ÖĞRETİR
Bunları söylerken kendimi bu grupların dışında tutmuyorum. İnsan olma yolculuğu bir katalog, el kitabı ile gerçekleşmiyor. Hamile iken bir arkadaşım demişti ki “her çocuk anneye, anne olmayı öğretir”. Bütün insanlar dünyaya bir eşsiz yetenekle gelir ve onu keşfetmek de bir ömürlük serüveni olur. Onun için herkese uyan reçeteler yok çocuk yetiştirmekte.
Oğlumun 10 yaşında bana öğrettiği bir dersi sizinle paylaşmak istiyorum. İkimizin gittiği bir beş yıldızlı tatilde çok keyif alıyor, eğleniyordu. Sohbet ederken dedi ki “sen çok iyi bir annesin, bana arkadaşlarımın yanında hiç bağırmadın”.
Burada bana öğrettiği şuydu; Çocuğa maddi olarak verdiklerin onun mutlu olmasına yetmez. Onun varlığına SAYGI DUYMAK, bir tohum gibi ekip, sulamak, gübresini vermek ve kuşların yemesine engel olmak yeterli. Onun içinde milyonlarca meyveye dönüşecek potansiyel mevcut. Ebeveyn olarak bir bahçıvan gibi, bir ebe gibi bu potansiyelin keşfini yapmak hedefimiz olmalı. Bizim isteğimiz, başarı ölçütlerimiz değil onun yetenekleri, arzusu doğrultusunda ona ortam sağlamak.
Eğer çocuklarımızın ve dolayısıyla kendimizin kim olduğunu keşfetmek için dikkatimizi verirsek, yetişememek ve yetişkin olmak ile ilgili sorunlarımız da ortadan kalkacak ve çocuklarımızla ilişkilerimiz çok daha samimi, içten ve kuvvetli sevgi bağları ile kurulacaktır.
Webunya başka bir dünya
