İPLİKLERİ PAZARA ÇIKARMA ZAMANI
Herkes birbirine yeni UYANIŞ, FARKINDALIK, AYDINLANMA adına ne dersen de kitaplar, eğitimler, uzmanlar öneriyor.
Sosyal medyaya baksan, herkes guru, üstat, hoca…
Kimisi gözünün içine baka baka senin sözlerini kopyalayıp kendi yazmış gibi ismini zikretmeden paylaşıyor.
Kimi lütfedip ALINTI diyor. Alıntı yaptığı kimsenin onu gördüğünü ancak nezaketi nedeniyle yüzüne vurmadığını bilmeden.
Kimi hiç araştırıp soruşturmadan, eşe dosta, akrabaya, eski- yeni sevgiliye sitem için beğendiği bir yazıyı paylaşıyor ama altında aslında yazarı olmasa da bilindik, tanınmış bir isim var.
Bir de daha yakın tanıdıklar olabiliyor;
Kendilerini anlattıklarında, diğer insanları yargıladıklarında sanki büyük bir yaşam deneyimi, olmuşluk var (mış) gibi, size akıllar, öğütler verebiliyorlar.
Farkındalık bazen üzerine yakışmayan giysilerin gibi;
Ciddi paralar verip en iyi markayı da alsan ya modası geçmiş ya sana 2 beden büyük ya da küçük gelmiş ya da kendine karizma diye oluşturduğun kimlikle hiç uyuşmamış olabiliyor. İçerideki seni gerçekten örtmeye yetmeyebiliyor.
Önce kendini FARK edecek cesaret gerekli!
Ben Kimim? sorusunun cevabını sana hep başkaları söylesin diyorsan; takdir, onay ve sevgi almak adına ödemeyeceğin bedel yoktur. Kendinden uzağa gittiğin bir yoldur bu.
Yalan söylemek, olmadığı kişiye dair profil çizmek, kimliğine tehdit algıladığı insanlara suç, iftira isnat etmek, kendi yaptığını başkası yapmış gibi anlatmak, sempati toplamaya çalışmak gibi.
Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu, ya da güzelliği vardır şükürler olsun ki.
Bir süre “iplikleri pazara çıkıyor”. Üstelik kendi elleriyle, sözleriyle bunu gerçekleştirmeleri daha da ibretlik bir durum.
Çocukluk ve ergenliği çoktan geride bırakmış kişilerin kendilerinden ve diğer insanlardan beklentilerle, alışılagelenlerle, sıradanlıkla nasıl çaresizce boğuştuğunu görünce onlar adına en değerli şeylerini-zaman ve gerçekte kim olduklarını- kaybetmeleri adına hoşnutsuzluk duyuyorum. Olgunlaşamama, pişememe durumu bu.
Bütün dünyanın sorunlu olup, sadece onların mükemmel olmaları fikri, yanlış yönde seyreden bir aracın diğer hepsinin yanlış yolda olduğunu iddia etmesinden farksız.
Yanlış yönde olduğunu kabullenmek, yüzleşmekten hoşlanmadığı duygular için cesarete ihtiyaç var.
Cesaret tabii ki göz göre göre kendini tehlikeye atmak, ateşe atlamak demek değildir. Varlığını korumak içgüdüsü ile belli dozda korku gereklidir de.
Kendini keşfetme cesareti korkudan baskın olduğunda artık kişi kendi özgürlük yolunda yürümeye başlar.
Herkese kendi yolunu keşfetme konusunda yaşamının kâşifi olma, onu farklı yapan özelliklerini yakalamak ve KABULLENMEK üzere de yeteri kadar cesaret diliyorum.
Dr. Deniz ÖNER
Webunya başka bir dünya
